AYNA..

Tarih: 3 Şubat 2018

Ayna.

Karşısında adeta delirmiş gibi kendimizle bağıra çağıra konuştuğumuz, acıdan hissizleşip; sessiz sedasız ağlarken kendimizi izlemeye cesaret ettiğimiz, gülerken nasıl göründüğümüze baktığımız, saçımıza bir yazma bağlayıp bir anda yemyeşil çayırlarda olduğumuzu düşlediğimiz, bir bıyık takıp dudaklarımızın üstüne; beyefendilerden bile beyefendi olduğumuz, topuklu ayakkabılarla başımızın üzerinde kitap taşıdığımız anların şahidi ayna.

Saklamadığımız ve çünkü zaten saklamamıza izin vermeyen, her daim hislerimizi yansıtan ve çoğu zaman ışıldatan o ayna.

Tiyatro, o aynadır.

 

Bizim gibi, bize ait, başlı başına insan demektir tiyatro.
Bir gelenek, uzanan bir el, bir sanat, bir aşk, binlerce hikaye..

Tiyatro, bir memleketin kültür seviyesinin aynasıdır.
Mustafa Kemal Atatürk

Sahnenin o kırmızı perdesi, değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu hatırlatmak için açılıp kapanır adeta..
Umut verir gibi.

Gözümüzü bir kapatıp açarız ki, alıp başka zamanlara götürmüş bizi..
Hayat gibi.

 

Hayatta hepimizin gizlenip kimselere görünmek istemediği değil de; kendimizi bi’ çare halde görmek istemediğimizde başkalarına rol yapacak kadar acizleşip maske taktığı zamanlar oluyor tabii.
Bilinmeli ki bu, yara bandı kadar görünür bir hal olduğundan yersiz bir çabadan ibaret.

Peki, tiyatronun simgesi haline gelmiş biri hüzünlü, biri neşeli iki maske; bu çabanın neresinde?

Tiyatro, kelime kökü olarak, Yunanca “theatron”, yani “görme yeri” sözcüğünden gelmekte.
Çıkış noktası olduğu düşünülen Antik Yunan’da oyunculuk, günümüzdeki gibi değildi..
Duygular, jest ve mimiklerle değil; her biri ayrı hisleri karşılayan maskelerle belli edilirdi.

Çünkü..
Binlerce kişilik salonda herkesin doğrudan görebiliyor, anlayabiliyor olması istenirdi.
Ve, çünkü..
Dönemin dini ve siyasi karmaşasından dolayı, bu konularda abartılı ve eleştirel bir tavırla oynanan oyunlarda; oyuncu kimliklerinin apaçık belli edilmemesi, bu sayede tiyatronun; kimsenin linç edilmeyerek özgürce sergilenen bir sanat dalı olması amaçlanırdı.

Bu, şimdilerde yasaklanan oyunlara ve kapatılmaya yüz tutmuş tiyatrolara sahip çıkılması gibi, tiyatroda ve hatta sanatta; özgürlük adına yüz yıllardır verilen savaşın belki de ilk örneğiydi.

 

 

Ve, o meşhur simge..
Bu iki maskeden mutlu olan filozof Demokritos’u, ağlayan ise Heraklaitos’u simgeliyor.
Heraklaitos, insanlığın durumuna acıdığı, iflah olmaz raddede kötü insanların içinde yaşadığını düşündüğü için asık bir suratla dolaşır ve ağlayan melankolik olarak anılırdı.
Demokritos ise..
İnsanlığın durumunu manasız ve trajikomik bulduğundan her şeyi adeta bir şaka olarak görür, herkesin O’na gülen melankolik demesine aldırmazdı.

Yani, ikisi de toplumun ve geleceğin durumundan fazlasıyla umutsuzdu ; yalnızca bakış açıları birbirinden tamamen farklıydı.
Fakat ikisi de, varlıklarını sürdürmekten hiç vazgeçmedi.

 

Bu dünya düşünenler için bir komedya, hissedenler için bir tragedyadır..
Bundandır ki Demokritos gülmüş, Heraklaitos ağlamıştır.
Horace Walpole

Yaşananlara karşı kah ağlayarak, kah gülerek, belki kızarak göğüs gerdiğimiz, kendimizden başkasını başrol oyuncusu olarak kabul etmememiz gereken bu dünya, hiç ses çıkarmıyor olsak bile, manasını asla kaybetmez.

Oyun, kim ne derse desin, ne olursa olsun; devam eder.
Bir gün bitecek dahi olsa, doğduğu, başladığı o an, durdurulamaz..
Korkmadan, durmadan, daha çok..

Tiyatro, bağımsızlık yapar.

Ve, perde!

 

 

Etiketler

Dinle

Current track
TITLE
ARTIST

Background