BİR KÜÇÜK ÇİVİ MESELESİ

Tarih: 13 Şubat 2018

Kelam..

Genellikle akıllı telefon boyundaki kil tabletlere yazılan yazı, yaklaşık 6000 yıl önce şimdi Güney Irak olarak adlandırılan bölgede keşfedildi. İlk olarak Sümer rahipleri tarafından kullanıldı. Yumuşak kil üzerine sivriltilmiş uçlu kamış parçaları ile şekiller çizilerek gerçekleştirilen bu yazı, kullanılan kil tabletin kızgın fırınlarda pişirilmesi ile ise kalıcı hale geldi.

 

Ben bir Sümerli öğretmen, şair ve yazarım. Yaşım yetmiş beşi bulduğundan öğretmenliği bıraktım fakat şairlik ve yazarlık ölünceye kadar sürecek. Bu yaşam öykümü daha çok gelecek kuşaklar için yazmaya başladım.
Bizim ulusumuz, dilimiz, geleneklerimiz, sosyal yaşantımız, sanatımız unutuluyor artık.

Hititler ve Persler, yazılarını, kilden tuğlalar üzerine ucu sivri bir çubukla yazarlarmış. Onun için yazıları çok ince, çivi biçiminde çizgilere benzerdi. Bu nedenle kullanılan bu yazılara “çivi yazısı” adı verildi.

Ancak elbette, insanlar yazıyı birdenbire öğrenmediler.

 

Önce mağara duvarlarına, kaya ve taşlara yaşadıkları olayları anlatan resimler yaptılar.
Hani şu; mağaralarda korunduğu için görebildiklerimiz..
Daha sonra resimler yazıyı anlatmaya başladı. Örneğin bir kuş resmi “uçmak” eylemini anlatmak için yapıldı. Kuşu anlatmak için değil.

 

Bu güzel ve uygar ülkemize her yerden göz diktiler. Göklere uzanan basamaklı kulelerimizin, görkemli tapınaklarımızın, arı gibi çalışan çarşılarımızın, her tarafa ulaşan kervanlarımızın, dümdüz uzanan yollarımızın, bol ürün veren tarlalarımızın, nehirlerimizde ve açtığımız kanallarda salına salına yüzen teknelerimizin, her türlü bilgiyi veren okullarımızın ünü uzak ülkelere kadar yayıldığından; ilkel ülkelerin halkı kıskandı bizi.

Mısırlılar, bu resimlerle yazının her iki şeklini de genişletip basitleştirdiler.
Böylece resimle yazı, binlerce yıl içinde değişe değişe tamamen yazıya dönüştü.
Fakat Mısırlılar tabletler yerine Nil’in kenarında yetişen Papirüs bitkisinden elde ettikleri kağıtları kullandılar. Bugün, hem tapınaklarında hem de müzelerde sergilenen papirüslerin üzerinde hiyeroglifleri görüyoruz.

 

Kitap..

Hatta o dönem için uzun yıllar dünyanın en büyük kütüphanesi konumundaki İskenderiye kütüphanesinde bir milyona yakın papirüs bulunduğu düşünülmekte.

 

 

Hep korkuyorum, gün gelecek, adımız da uygarlığımız da unutulacak. Biz ne yaptık, ne başardıysak hepsini üstlenecekler. Bu durum beni yıllardan beri üzüyordu. Ben küçük bir adamım, bunu önlemek elimden gelmez diye yakınıyordum. Bir gün aklıma geldi: Ben bir yazar olduğuma göre; ulusumuzun bulduklarını, başardıklarını, geçmişini, geleneklerimizi yazmaya karar verdim. Böylece herkese ulaşacağını umut ediyorum.

 

Yıllar sonra Bergama’da bulunan kütüphanenin İskenderiye’nin önüne geçmesiyle Mısırlılar’ın papirüs göndermeyi bırakması başka bir buluşu daha getirerek parşömen kağıdının bulunmasına neden oldu. Ve pek tabii, zamanla her milletin bir alfabesi oluşmaya başladı.

 

Bizim uygarlığımız belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek.
Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır.
Ah! Onlar da bizi hatırlayıp, bıraktığımız kültür mirasları için teşekkür edebilseler..

Parşömen kâğıdının katlanıldığının anlaşılması üzerine, defter haline getirildi. Bazıları da yaprak yaprak bir araya getirilip dikildi ve kitap haline getirilmeleri sağlandı.

Günümüzün kitapları gibi.

 

 

Ve; an..

 

Günümüzde sırt döndüğümüz o gerçek yazı, milattan önceden itibaren, insanlık tarihinin başlangıcı olarak kabul edilir.
Çünkü yaşananlar, ancak yazıldığı vakit düşsel bir hatıra olmaktan çıkıp, bilinebilir hale gelir.

Ya sizin başladığınız yer neresi?

Yazdığınız ilk kelimeyi hatırlıyor musunuz mesela?
Okumaya başladığınız yaşlarda, o ilk cümlede, çevrenizdekilerin mutlu ve haklı gururunu, sayfalar dolusu günlüklerinizi, ilk aşk mektubunuzu, ve elbette, elinize alıp büyük bir keyifle okuduğunuz ilk kitabı unuttunuz mu çoktan?

Unuttuysanız eğer, hatırladığınızda hemen bir köşeye yazın.

Her şeyi yazın; aklınıza geleni önce kendinize, sonra da kağıda anlatın. Yazı nankörlük etmez, sessizce ve yıllarca bekler. Duygularınızın ne kadar ihtişamlı göründüğüne hayret edebilirsiniz belki, ya da mutluluklarınıza milyon kez şahit olabilirsiniz. Belki çaresiz kaldığınız anların nasıl dermanı bulduğunu göreceksiniz yıllar sonra..

 

Yazmak konuşmaktan çok farklıdır. Artık kendimize ait bir yüzümüz olmasın, yazımızın altına saklanalım diye yazarız aynı zamanda..

Michel Foucault

 

 

Okuyun.
Her şeyi okuyun; her fırsatta, hatta fırsat bulamadığınızda da okuyun.
Gazete, dergi, şiir, roman, masal, tez..
Yüzyıllardan beri süre gelen okuma yazma alışkanlığını; teknoloji uğruna, “yuvarlanıp gitmek” uğruna, “eğlenmek” uğruna heba etmeyin.

Sahi..
En son ne zaman, bir kitabın deniz kenarında oturmuş, gülümseyen bir karakterini; kendinize benzettiniz?

Hayallerimiz ve ruhumuz, öksüz kalmasın diye..
Teşekkür ederiz, Sümerli öğretmene.

 

Etiketler

[There are no radio stations in the database]