Cemiyet Röportajları | Özge Öztimur

Tarih: 24 Haziran 2017

Hanımlar & Beyler!

Malumunuz, kısa bir süre önce Cemiyet Röportajları’na başlayacağımızı duyurmuştuk.. İşte o zincirin ilk halkası, Cemiyet ruhunu taşıyan, sahne performanslarıyla ağızlarımızı bir karış açık bırakan, ailece severek izlediğimiz Özge Öztimur oldu.. Özge, kendine dair, müziğe dair ve bizzat yer aldığı Cemiyet’in TEGV yardım konserine dair bakın neler anlattı..

AYTEK: Özge öncelikle hoş geldin, nasılsın diyelim..

ÖZGE: Teşekkür ederim sen nasılsın?

AYTEK: Çok teşekkürler.. Haliyle, sohbete müzikle başlayacağız.. 11 yaşında klasik gitarla başlayan bir serüven bu senin için değil mi? Detayını alalım senden..

ÖZGE: Aslında, şarkıcılıkla ilgili merakım tabii ki daha küçükken, üç dört yaşlarındayken ele tarak almayla başladı ama on bir yaşındayken, gitarı şöyle öğrendim.. Dokuz yaşındayken, ilginç bir şekilde gitara merak saldım.. O zamanlar babam, Anadolu Lisesi sınavlarını kazan, öyle alacağım sana gitarı dedi ve ben iki sene gitarı hasretle bekledim.. Gitarı aldığım gibi de kendi kendime önce “Caddelerde Rüzgar” çıkarıldı, sonra baktım elim yatkın, televizyonda izleye izleye işte.. Hatta o zamanlar Yaşar çok ön planda tabii, onun şarkılarına, akorlarına baka baka ilerleyip, sonrasında bir akor cetveli istemiştim birinden.. İyice kafa yormaya başladım, okulumda da çok iyi iki gitarist vardı.. Onlara çok özeniyordum, onlar gibi çalacağım diyordum.. İşte orada bir rock serüveni başladı, onlar çok ciddi Metallica çalıyorlardı çünkü.. Sonra bir grunge dönemim oldu.. Sonra ben bildiğin lead gitarist çıkmaya başladım.. Gitar serüvenim öyle başladı ama 14-15 yaşlarında sıkıldım ve bıraktım.. Sonra şan dersleri almaya başladım ve ondan sonra zaten şarkıcılık kariyeri başladı.. Gitar da öyle bir kenarda duruyor..

AYTEK: Peki, 2004’te okuduğun liseyi yarışmaya sokmuşsun.. Senin sayende, senin ön ayak olmanla yarışmaya gitmiş ve oradan jüri özel ödülü alarak dönmüşsünüz.. Onun detayı nedir?

ÖZGE: Ağabeyimle aramızda iki yaş var.. Onların okulu katılıyordu KASDAV Müzik Yarışması’na.. Onlara çok özeniyordum aslında, takip ediyordum, ne çalıyorlar ne yapıyorlar diye.. Bu arada o ekiptekiler çok iyi müzisyenler oldular.. Davulcu mesela çok iyi yerlerde.. Gökçe’ye çalıyor mesela, Atiye’ye çalıyor.. Basçı Poyraz mesela, yine Atiye’ye ve Hayko Cepkin’e çalıyor.. Boşu boşuna katılmıyorlardı yani o yarışmaya.. Onlar ödül aldıkça ben gururlanıyordum.. Fakat bizim okulda doğru düzgün bir müzik öğretmeni yoktu, doğru düzgün bir müzik odamız bile yoktu.. Ben artık isyan ettim ne olur biz de katılalım diye.. Saçma sapan bir ekip kurduk.. O ekip de aşırı metalci bir ekipti.. Ben de, dinlediğim ama solist olarak hiç tarzım olmayan şarkıları seslendirdim o süreçte.. Ona rağmen, sahne enerjimle o ödülü kazandığımızı düşünüyorum.. Çıktığımda sunucu bana; “Jüriye söylemek istediğin bir şey var mı?” dedi ve ben jüriye dönüp; “Jüri! Siz bi’ bana dikkat edin” demiştim.. Zaten hala bizim lise tayfası; “Sen jüriye laf soktun orada” diye takılırlar.. Benden sonra okul, yemin ediyorum bir daha katıldı mı katılmadı mı bilmiyorum..

AYTEK: Peki, profesyonel anlamda sahneye atılan ilk adımlar, ilk hissettiklerin, ilk yaşadıkların neler?

ÖZGE: Lise son gibiydi bir bar sahnesi yaptım.. Öte yandan KASDAV, Bostancı Gösteri Merkezi’nde düzenleniyordu.. Bostancı’nın havasını soluduktan sonra devrelerim yandı zaten.. “Tamam Özgeciğim sen bu işi yapacaksın” dedim.. Ancak gerçekten bu işten para kazanmaya başladığım ilk an, Ataşehir’de Chicago Bulls diye bir vardı, orada çıkmıştık.. Hemen akabinde ben zaten Moda Deniz Kulübü’nde çıkmaya başladım.. Moda Deniz Kulübü benim için çok önemli bir yerdir.. Çok önemli bir mekandır çünkü.. Herkesin sahne alamadığı bir yerdir ve elit bir müşteri kitlesi vardır.. Yani ikna etmesi ve mutlu etmesi zor müşterilerdir.. İki sene boyunca ben orada Cuma-Cumartesi program yaptım.. Orada işte artık çok oturmaya başladı iş bende.. Kaldı ki o dönem sabah dokuz akşam beş çalışıyordum bir yandan.. Bir yerde artık tabii iki duygu birden taşınamaz hale geldi ve bıraktım.. Yani sonuç olarak 2009’dan beri ben tam anlamı ile müzisyenim, solistim.. Başka bir işim yok, başka bir uğraşım yok..

AYTEK: Epey birlikte mesai yaptınız diye soruyorum.. Hande Yener için neler söylemek istersin? Onunla çalışmak nasıldır?

ÖZGE: Hande ile 2,5 sene mesai yaptık.. Çok eğlenceliydi.. Hatta, hayatımda geçirdiğim en güzel 2,5 seneydi diyebilirim.. Çok ciddi anlamda star orkestrası olmanın ve o hayata bir şekilde dahil olmanın meyvesini ben çok güzel yedim.. Başlangıcım Harbiye konseriydi ve bu yüzden çok önemliydi, kaldı ki Hande için de çok önemliydi çünkü onun da ilk Harbiye konseriydi.. Ve biz o gün bir senfoni orkestrası ile birlikte bir konser verdik.. Yani aslında çok zor bir konserle başladım ben olaya.. Akabinde büyük bir turnemiz vardı.. Görmediğim şehir kalmadı.. Totalde üç Harbiye konseri yaptık.. Bu noktada hiç mütevazi davranmayacağım; yapılmış en iyi Harbiye konserleriydi onlar.. Düşünün ki; ikincisinde Hande zaten uçarak girdi sahneye, daha ne olsun? İşte bütün bu sahnenin bir parçası olmak inanılmaz keyif verdi bana.. 2,5 sene boyunca, kendini sürekli aşmaya çalışan bir kadının yanında olma keyfini ben çok güzel yaşadım.. Ekip zaten çok güzeldi.. Hiç ayrılmadık.. Bağlarımız hiç kopmadı, kopmaz da..

AYTEK: Bizimle, yani Cemiyet ile yollar kesişti.. TEGV için bir yardım konseri düzenledik ve sen de o gece sahnedeydin.. O gece için neler düşünüyorsun?

ÖZGE: Şöyle söyleyebilirim; benim hayatla ilgili bir duruşum var.. Hayata bakış açım, sırf kendime veya sırf en yakınımdakilere faydam dokunsun değil.. Bu hayatta elimizin değmesi gereken bir sürü şey var.. Çok eksik kalıyor ve çok yavan yaşıyoruz aslında.. Bir sürü şeyin farkında değiliz.. Farkında olan insanlarla yolumun kesişmesinden çok mutlu oluyorum.. Orada da bahsetmiştim; yine çok sevdiğim bir arkadaşımın çocuklar için düzenlediği bir yardım konserinde bulunduğumda, o akşam uyuduğum uykunun tadı bile çok farklıydı.. Dolayısı ile sevgili Reha bana konuyla ilgili adım attığında ki aksini düşünmemiştir, tabii ki geliyorum, tabii ki oradayım dedim.. Hatta daha fazla ne yapabiliriz, tek konserle kalmasın, bunu rutin hale getirelim, başka şeyler de yapalım, başka insanlara da elimiz uzansın diye düşündüm.. Hakikaten çok keyifli bir gece oldu.. Hatta çok enteresan durumlar da oldu işte malum, Halil Sezai de konuya dahil oldu.. Çok heyecanlı oldu bizim için..

REHA: Sürprizlerle dolu bir akşam işte..

ÖZGE: Aynen öyle, sürprizlerle dolu bir akşam oldu.. Hakikaten ben bu tarz işlere gönülden geliyorum.. Çünkü az önce dediğim gibi; derdim, herkesin farkında olmasını sağlamak.. Bu tarz organizasyonlar bu algıyı da açıyor, ona da çok seviniyorum.. Sonuçta durup dururken kimse TEGV ne yapıyor diye düşünmüyor.. Doğuda çocuklar ne alemde veya LÖSEV ne yapıyor, kimsenin aklına gelmiyor.. “Neler yapabiliriz?” sorusunu insanların aklına getirebilmek çok güzel bir şey.. O yüzden bekliyoruz yenilerini..

AYTEK: İyi ki geldin diyelim o halde..

ÖZGE: İyi ki çağırdınız..

AYTEK: O gece ile alakalı yine ama, genel manada soruyorum aslında.. Sahnede inanılmaz coşkulu görünüyorsun.. Muazzam bir enerjin var.. Ben de o akşam hakikaten büyük keyifle izledim seni.. Sahne üzerindeki insan olarak, sen bu duyguyu tarif ediyorsun?

ÖZGE: Sahne benim paralel evrenim.. Orada ben aslında yalnızım.. Öncelikle kendimi eğlendiriyorum.. Kendi ekibimle birlikte eğlenmeye çalışıyorum, dolayısı ile karşı tarafa da o enerji geçiyor.. Ben orada kassam, ya da çok sanatçı sanatçı dursam, belki beni izleyen de aristokrata bağlayacak.. Onu istemiyorum.. Çok serbest olunsun, isteyen sahneye atlasın, isteyen dahil olsun konuya.. Gerçekten kendimi en rahat hissettiğim yer.. Hatta bazen gözlerim dolar.. Duygusal bir şarkı söylemekle alakası yok bunun.. Çok eğlendiğim zamanlarda da gözlerim doluyor benim.. “Çok eğleniyoruz!” deyip, arkamı dönüp gözümün yaşını sildiğim zamanlar oluyor.. Orada her şeyi unutuyorum.. Yalnızca, sahne ile ilgili bir sıkıntı olduğu zaman enerjim düşebiliyor.. Seyirci, saygısız olduğunda mesela enerjim düşüyor.. Şunu kabul etmiyorum; tamam, orada ben mesleğimi icra ediyorum ama kimsenin de hizmetkarı değilim.. Kendimi daha üstte görüyor veya kendimi bir şey zannediyor değilim.. Yalnızca, bir saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum.. Her mesleğin hak ettiği kadar..

REHA: E hadi son soru benden gelsin o zaman.. Hayatında pişman olduğun veya keşke dediğin bir olay var mı? Malum, Cemiyet, Pişman İnsanlar Cemiyeti..

ÖZGE: Pişmanlık.. Yok ya.. En kötü olaydan bile bir ders çıkarmasını çok iyi bilen bir tarafım vardır benim.. Bir kere zaten hiç melankolik değilim.. Anında kapatabiliyorum o konuyu.. Bir On/Off tuşu var yani.. Başıma kötü bir şey geldiği zaman; “Yaşaman lazımmış.. Görmen lazımmış.. Peki, bunu da gördün” deyip geçiyorum.. Hemen bir yola devam etme hali olduğu için bende, pişmanlık duygusuna gelecek vakti harcayamıyorum bir konu üzerinde.. Ama keşkelerim vardır, kesin.. Onları da hatırlamıyorum gerçi.. Çok da önemli değilmiş demiyorum ama büyük meseleleri kaçırmamaya çalışıyorum.. Özellikle motosiklet kullanmaya başladığımdan beri; “Yarına çıkacağın belli değil, yap!” duygusu var bende.. Konuş, söyle.. Sonuçta ölümcül bir araç kullanıyoruz, evet.. O yüzden hiç saklamıyorum.. Birisinden hoşlanıyorsam söylüyorum, sinirleniyorsam söylüyorum, işle ilgili de bir şey istiyorsam söylüyorum.. Keşkelerim de yok oldu böylece..

REHA: O halde, bir sonraki röportajda görüşmek üzere diyelim..

ÖZGE: Kendinize dikkat edin Cemiyet! Seviyoruz sizi..

Röportajı dinlemek isteyenler için tık;

Röportaj: Aytek Teoman
Fotoğraflar: Reha Özcan


[There are no radio stations in the database]