HİKAYE..

Tarih: 24 Mart 2018

Quid rides de te fabula narratur.


Latince bir sözdür.
Söz, ne çok manaya gebe olduğunu bilmediğinden mi yazması ve söylemesi zor bir delilikten ibaretti, birçok zaman?
Bilemedik.

“Quid rides te fabula narattur”, yani denir ki; “Anlatılan senin hikayendir.”

Hayatın en afili imzasını hangi hikayenin altına kim atabildi?
Varlığını sürdürmeye ne denli meraklıydı, hangi yazar?
Bize ait bildiklerimizin adımsız, adsız ve fütursuz gidişi sığar mıydı hikayeye, bu farkında olmadan büyüttüğümüz huzurlu cehaletin hak ettiği bu muydu?
İçinde yaşadığımız nankör, kötü, iyi ve körkütük sarhoş dünyaya mı sığmalıydık?
Anıların duvarlara çerçeve diye asıldığı, tuğlalarının toprağa döndüğü o odaya mı?
Gök mavisine, bir bisiklet tekerine ya da incir kuşuna mı?
Ya var olmayan zamana mı?
Oysa, epeydik.

Gittik.

 

 

“Quid rides te fabula narattur”, yani denir ki; “Anlatılan senin hikayendir.”

Bilinenlerin bilinmeyenlerle kavgasının hiç bilinmediği ülkelerde..
Beş mısranın bir tek “Neden?” sorusuna boyun eğdiği ay çiçekli tarlalarda..
Duyduklarımızın gördüklerimize aşık olduğu mahallelerde..
Anlatıldığı kadar değil, anlaşıldığı kadar olmakla birlikte; hikayenin harfleri buz gibi yanmadan evvel..
Yazdık.

 

Tehlikeli sayılmam artık
Kalbimi kalın bir kitabın arasında kuruttum.

Didem Madak

 

Tehlikeli, farklı, gülünç, acılı, bir vücudun ruhta can bulduğunu görür görmez sevinçli, orta şekerli, telaşlı, gül kokulu, eksik, şanslı, savurgan, dikenli, bu sonun sonsuzluğuna isyankar, kimlerce, yüzyıllarca, sonsuz kere ve sonsuz dize yazılmıştı: Her biri sözsüz hikayelerdi.
Yazarken parmakların utandığı, ihanete sarmaşık olmuş köklü yenilgiler yaşadık..
Sandık.

 

İncecikti,
Gül dalıydı.
Dokunsam kırılacaktı
Dokunmadım..
Kurudu.
Hasan Hüseyin Korkmazgil

 

Oysa, çoktandır yoktuk.
Ve, çoktandı; asıl yokluk.

 

 

Hikaye nerede başladıysa tam da orada bitecekti: Ruhta.

 

 

İyi bir hikaye, asıl bittiğinde başlar.
Çi/Kitap

 

Ne yaptığımızı bilmeden sabahına vardığımız akşamlardı, çiçekli şalıyla kadındı; kadın kırkbir kere daha kadındı işte, çocuk çocuktu; hem de ekmeğin tepesinden bir parça koparıp yiyen çocuktu, kardeşine masal okuyan abiydi: Yaşamak böyle güzeldi, yaşamak arınmış olmalıydı, yaşamak böyle bir hikayeydi.
Küçüktü, kısaydı..
Büyükçe bir girdabın içinde.
Yeni dünya olmadan önce.

Gecenin tam üçünde, izsiz, hissiz kalındığında, unutulmayanlar akla kaya gibi düştüğü anda, gaipten duyulan..
Anlatılan, senin hikayendir aslında.
Kalk ayağa.

 

Göreceksen, baktığında..
Gördüğün kadar, baktığın da.

 


[There are no radio stations in the database]